Ben Bu Filmi Görmüştüm

1

Yafta , , , , , ,

Takılan bir pikabın üzerinde,yörüngesinde dönme zorunluluğu olan plaklar gibi eğitim sistemimiz her geçen yıl değişiyor.Plağı,pikaba koyan el sahibi de değişiyor.El sahibi değişiyor,değişim;görünüm olarak değişiyor.Hiçbir hissiyat değişimi yok.Başa geçen el sınav sisteminin adını ve çarklarını değiştiriyor.Değişen sınav sisteminin kimyasını değiştirerek öğrencileri de buduyor.Bu filmi yıllardan beri görüyoruz.Babalarımız,annelerimiz zamanından gelen süre gelen sistem böyle.Kısır döngünün içersindeyiz.Yeni fikirlere alışık değiliz.Ortaya hipotezini bildiren olursa ön yargılı davranıyor ya da günümüzün koşullarının verdiği etkiyle yaftalamaya başlıyoruz.Yaftalarımız karşıdaki kişinin haysiyetine,şerefine ve namusuna oluyor.Konuyla alakası olmayan gereksiz topluluk,uzun bilgiden sıkıldığı için konuşmacıyı dinlemiyor,hasmının söylediği küfürler ona çekici geliyor ve büyük bir haz alıyor.

Sisteme karşı şu günlerde ‘’fuck the system ‘’ restini çeken nadir insanlar var.Bazıları sistemin içinde olan olmasına karşılık resti çekere tuhaf ironi yapan ve bunu kitlelere mal eden insanlar…Doğduğumuzdan beri sistemdeki dişlilerin çarkları olarak yetişiyoruz.Belirli bir örf,kültür ve adet üzerinde yolunda sapmalar olmadan,dar alanda kısa paslaşmalar yapıyoruz.Birisi bize tek rengin beyaz olduğunu söylediği zaman onun beyaz olduğuna kanıyor ve yıllarca yanlış öğrendiğimiz şeyi gelecek kuşaklara aktarıyoruz.Ne için öğrenim görüyoruz ?

Türkiye standartlarını düşünürsek mezun olan her %90,85 – virgüllü vereyim ki gerçekten araştırma yapmış gibi olayım -  üniversite kapısından ellerinde fırından yeni çıkmış taze diplomalarıyla çıkınca aniden eşekten düşmüş karpuza dönüyorlar.Hadi iş buldu diyelim.Kaçımız içinde bulunduğumuz,seveceğimiz mesleği yapacağız.Kaçımız içinde bulunduğumuz meslekte patronlarımızın sömürgesi altında yaşayacak,onların yaptığı hataları üstümüze yıkmasına izin vereceğiz.Matematik öğretmenimin gözünün içine bakarken onun sevdiği mesleği yapmadığına eminim.Sistemin getirdiği zorunluluklar,aile,maddi durum ve çevre faktörleriyle birleşince bizi istemediğimiz koşullara itiyor.

Sistemin eleğinden nasıl kurtulabiliriz ?
1)Anarşist olup sokakları yakacağız.
2)Herkes sistemin bize getirdiği salt düşünceyle yontulacak ve durum böyle devam edicek.
3)Sarı saçlı,mavi gözlü büyük adam Samsun’dan bir daha gelecek.
4)Beyinlermizin peynir kıvamına gelmesine izin vericek,yaşamımıza hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğiz.

Dershane faktörü
Yanlış yönetilen ellerin sahip olduğu büyük sistemde önümüze yıllık periyotlarda imtihanlar konuluyor.Bu imtihanların,en büyük yancısı dershaneler.Dershaneler öğrencileri değişik bir atmosfere sokan,onları yarış atı gibi yapan.Kazanamayınca yıl boyunca verdikleri gazı su istimal ederek halı boyutunda bütün binayı kaplayan göz boyayan şeref lisletelerine asmayan yerler.Bir insan yeni işlenen konuyu tekrar ettiğinde onunla ilgili 20 soru bile çözse karlıdır.Dershaneler bunu 200-500 hatta sonu gelmeyen uçuk rakamlara çıkartırlar.Bir şeyi o kadar sık görürseniz unutursunuz.Diğer bir faktör olarak hocaların bir yıl içindeki bulunduğu davranış ve Hindistan’da uygulanan kast sistemi.
Dershane ayrımcılığı
Sizi bir sınava sokuyorlar.Alt ve üst sınırları belirliyorlar.Yaptığınız doğru ve yanlış sayısı kadar değerlendiriliyorsunuz.Eğer alt sınırda kalırsanız size benzeyen çürük elmaların yerine.Üst sınırda kalırsanız gözdelerin,incilerin sınıfına geçiyorsunuz.Dershane göz boyaması burada devreye giriyor.Alt sınıftaki öğrencilere yıl boyunca neredeyse doğru,düzgün bir şey öğretilmiyor.Bir süre zarfından sonra üzüm,üzüme baka baka kararıyor ve herkes bok oluyor.Gözde sınıftaki öğrenciler bir yere toplanıyor ve çifte standart uygulanıyor.Alt sınıftakilerin canı yok mu ? Dershanelere gitseniz alt sınıflardaki öğrencilerin sanki gaz odalarında yaşadıklarını zannedersiniz.Derslerine giren bir öğretmen anlatıp,çekip gidiyor.Bazı zamanlar muhterem,yüzlerine bakıyor fırça attıktan sonra monoton gününe devam ediyor.
Bunları en az beş yılını dershanelerde geçirmiş bir kobay olarak yazıyorum.
Onları yapma kaka,cıs
Derin kültür mirasımız,birikimimiz ve ailelerimimiz İngiltere Kraliyet Ailesi’nin soylu birer üyeleri oldukları için oldukça hoş görülü,nazik ve bir okadar ufku açık insanlar.Geçenlerde akraba ziyaretinde sistemden hoşlanmadığı böyle giderse anarşist olacağımı ve devrim yapacağımı yanlışlıkla sesli düşünerek söyledim.Akrabalarımın reaksiyonu küçük Emrah filmlerindeki dayak yiyen Emrah gibi hepsinin bodosloma salvolarına uğradım.Hiç birisi beni dinlemedi.Sağdan,soldan her cepheden ağır top saldırsına uğradım.Cümlemi bitirmeme bile müsaade etmediler.

Ne yapabiliriz ?

Alt Evreler:
1)Ali’yi sonu gelmeyen soru şıklarında geziye yollucaz.En sonunda haydarı alıp oturucaz.
2)Sessizliğimizi bozup,hep bir ağızdan konuşucaz.

1.Evre
Çevrenizde sistemle ilgili şikayetlerini bildirmeyen kimse yoktur.Bildirmeyende sınıftaki inek kız öğrencilerinden veya reklamların consume obey die göz boyamasına takılıp kalan,sadece tüketen ve sorgulamayan beyindeki kişilerdir.Sistemi sorgulamak iyidir.Ama bunu birlikte yapmak gerekir.Spor amaçlı üstü kapalı hava atma amaçlı yapılmamalıdır.Veya internette sosyal platformlar üzerinden ‘’hadi ağlayalım ühü.ühü.ühü’’ ‘’çok güzel tespit +rep emeğine sağlık’’ cinsinden sonu gelmeyen ergen mastürbasyonlarına son verilmelidir.Evet ! Sesinizi duyurabilirsiniz.

2.Evre
Dananın kuyruğunun koptuğu evredir.Herkes kafasının köşesinde saklı olan fikirleri eyleme dönüştürür ve haklı topluluk ortaya çıkar.Tabiki bu haklı topluluk herhangi bir zarara yönelik davranış yapmadan hukuksal boyutlarda hakkını arar.Verilmiyorsa direnir.Direniş gösterir.Hakkını en sonunda alacaktır.Yedirmez.Nede olsa biz;Yedi cihanı dizleri üzerine eğdiren bir neslin çocuklarıyız.

Şeker Savaşları:Kardeşliğin Doğuşu

1

Yafta , , , , , , ,


Kısa ve konforsuz yatağından yayların gıcırdıyan sesiyle uyandı.Her hareketinde yaylardan farklı gıcırdama geliyor,senfonik sesler ortaya çıkıyordu.Ellerini iyi yana açabildiği kadar açtı ve ağzını maksimum seviyeye kadar genişletip esnedi.Ellerini saçlarının arasında gezdirdi.Arkadan vuran güneş, sanatsal açıdan rönesans tablolarını hatırlatıyordu.Serçe parmaklarını gözlerinde birikmiş olan çapaklarda gezdirdi.Çıplak ayaklarıyla betonun üzerinde ''şıp,şıp'' seslerini çıkartıyordu.Holde giderken zikzak çiziyor,içmeyi bilmeyen ayyaşlar gibi salllanıyordu.Çok geçmeden kapının bir köşesine çarptı.Çarpmanın verdiği acı uykusunu aniden gidermişti.Mutfağa doğru gidip su içti.Sandalyenin üzerine oturdu.Elinde suyla günün planını yapıyor,gelecek biraç saati düşünüyordu.Beklenmedik bir ziyaretçi geldi ve kapının zilini çaldı.Sabahın köründe kargalar boklarını yemeden ziyaretçisi olmuştu.Altındaki pijamayla karşısına çıkarsa bunun ne kadar etik olabileceğini düşündü.Sonra üşengeçliğine verip pijamayla kapıyı açtı.Nasıl olsa daha sabahtı.Karşısındaki kişi empati yapmalıydı,hala uykusu vardı.Gelen arkadaşıydı.Üzerinde son derece şık elbiseler vardı.Çizgili gömleğinin üzerine siyah bir kazak girmiş,altına beyefendi stilini bozmamak için keten pantolon giymişti.Klasik imajına ceketide eklemiş ve janjanlı bir stil ortaya çıkarmıştı.Elindeki boş poşeti gösteriyor,günün anlam ve önemini poşetle,mimikleriyle anlatıyordu.Kaşlarını havaya doğru kaldırıyor,yemeğini sabırsızlıkla bekleyen köpekler gibi dili dışarıda bekliyordu.Dinçti.Sabahın körü olmasına rağmen gözlerinin altı torbalı değil,göz kapakları ağırlaşarak düşmüyor ve esnemiyordu.Karşısındaki beklenmeyen ziyaretçiyi görünce şaşıran Umut,arkadaşından giyinmek için izin istedi.Koşarak holden geçti ve bu sefer bir yerlere çarpmamış,virajı alırken hızını yavaşlattığı için patinaj yapmıştı.Yılların deneyimine,tecrübesine sahip olan araba yarışçıları gibiydi.Gardolabını açıp arkadaşının şık ve sade elbisenin altında kalmayacak elbise kombinasyonlarını aradı.Dizlenmiş kot pantolon,küçük gelen uzun kollu tişört ve spor ceketle vasat giysi tepkimesini hazırlamıştı.Vefakar,turşu gibi kokan günlerin tek savunucusu terlerin en büyük duşmanı deodorantını eline alarak tepkime eksik olan maddeyi tamamladı.Rastgele seçtiği poşeti alel acele cebine sıkıştırdı ve beklemekten ağaç olmuş bayram şekeri gibi paketlenmiş arkadaşına yöneldi.

Merdiven basamaklarını inerken arkadaşı günün anlam ve önemini bildiren sohbet yapıyor,şeker toplamak için çizdiği haritayı,noktaları ve altın madeni değerindeki bereketli evlerin adreslerini gösteriyordu.Koyulaşan sohbet apartman girişinde el sallayarak bekleyen kardeşliğin diğer üyelerinden olan kısa boylu,tıknaz,gözlüklü arkadaşın gelmesiyle tamamlandı.Kardeşlik toplanmış,günün yeminini etmiş kendilerine toplayacakları şeker kotasını seçmiş ve belirtilen miktardaki şekeri toplayana kadar savaşlarından vazgeçmeyeceklerine dair yemin etmişlerdi.Hepsi hep birlikte havaya doğru poşetlerini kaldırdı ve ''huurrrraaaaa !'' diye bağırdılar.Yolu baltalar elimizde,uzun ip belimizde şeklinde yürümediler.Avına sinsice yaklaşan sırtlan topluluğu gibi her çevreyi süzüyor,olası bir şeker muhaberesi için tetikle bekliyorlardı.Burnu keskin olan kardeşlik üyesi adreslerde belirtilen apartmana gelindiğini herkesin teçhizatlarını çıkarmasını emretti.Önceden planlanan apartmana giriş hareketlerinden olan uzun tilki yürüyüşü hareketi yapıldı.Operasyonda ustalık,sinsilik,aç gözlülük ve hareket çok önemliydi.Muhtemel eve gelindiğinde poşetler açıldı ve şeker hazinesi alınarak uzun yolcululuklarına,dört nala vererek devam ettiler.''hurraaaa !'' nidalarını çekiyor,hiç yaşamadıkları hazı vücutlarında ve en önemlisi ayaklarında hissediyorlardı.

Şeker hazinesi evlerden alınan önemli ganimetlerden sonra grup yorulduğu için akarsuyun önünde mola verdiler.Kardeşlik birkaç üye apartmanlara ihtiyaçlarını giderdikten sonra yakıt toplayıp(şeker yemek) kalan diyarlara dört nala gittiler.Akşama doğru poşette yer kalmadığı için son çare ceplere başvuruldu.Epey ganimet toplanmıştı.Yolda hiçbir hırsıza rastlanmamış,beleşçiler vb sıfatta olan kişilere karşı ganimet savunulmuştu.Dergaha genilinip herkes topladığı ganimetleri saydı.Dergahın kapısı ''açıl susam açıl '' deyince açılıyordu.Bu yılki şeker avının galibi kısa boylu,tıknaz kardeşlik üyesiydi.Adını dergahtaki(kamelya) duvara yazdırdıktan sonra saygınlık,şöhret ve ün gibi manevi değerler onu bekliyordu.Bu yılki şeker avı iyi geçmiş ve kardeşlik üyeleri hiç olmadığı kadar eğlenmişti.Akşam ezanının okunmasıyla kardeşlik üyeleri eve gitmeleri gerektiğini anladılar ve hep birlikte dört nala evlerine dağıldılar.

Beni Sevin

1

Yafta , , , , , ,

Yakın gelecekte - belirli bir tarih vermiyorum - bende evleneceğim.Kafamdaki plan bu.Siz hiç hayatınızda bulaşık yıkayan sultan gördünüz mü ? Evde küf tutan pis bardaklardan,sabah sertleşmiş hiç bir tadı olmayan tostlardan,her gün kebap yemenin getireceği bağırsak hastalıklarından usanıp bu yola başvuracağım.Hayalimdeki kadın şimdi keriz gibi ortalıklarda gezmekte.Bilmiyorki bir aptalın kendisini düşlediği,yakın zamanda yıldırım nikahı yapacağını.Mutlu aile fotoğrafları ve çerçeveleri olacağını.Ben o kadar romantik bir insan değilim.Baba tarafım İngiliz,anne tarafım İtalyan'dır.İngiliz erkeklerinde olan bira göbeği,İtalya'n erkeklerinin romantikliği birleşince ortaya soft odunluk çıkıyor.''Aşkım,cicim..'' tarzında hitaplar takınan canım,cicim aylarına giren sevgililerden nefret ederim.Öylelerini çok yapmacık bulmaktayım.İster sevgilim,ister arkadaşım olsun.

Benimle evlenecek kadın benden çok iyi bir şey beklemesin.Şevkini kırmak istemem.Ama yine de dereyi görmeden paçaları sıvamasın.Beni yontacak bir dişi çıkabilir.Yüzyıllar boyu saklandığım vefakar inimden beni çıkartıp köyden indim şehire havası yaşatabilir.Kimyamı değiştirebilir.Rüyalarına karabasan gibi girdiğim kadın beni beyaz atlı prensi zannetmesin.Beyaz atın üstündeki lavuk kadar yakışıklı değilim.Beyaz atın üstündeki prens seksi doğup,seksi ölücek ama benim mezarımda çok yakışıklı adamdı hep saçlarını soldan sağa tarardı merhum denmeyecek.Hatta ergenlik dönemine giren genç kızların duvalarını süsleyen poster yıldızlarından bile olamayacağım.Ancak fotoğrafım kuşe kağıda baskılı gazetelerde altıncı veya yedinci sayfa haberlerinde taziye sayfalarında gösterilecek.Onuda en çok tipsiz çıktığım hiçbir şeyi umursamadığım bir resim konulcak ve Haydar Dümen'den bir önceki sayfada olduğum içi,liseli ergenler beni görünce tatları tuzları kalmayacak.

Yakışıklı değil ama sempatik olduğum için ilk denememde hemen evleneceğim düşünülemez.Başlarda mağlup olmanın verdiği hazla elimde sabunla birçok kez banyoda kendimle dertleşeceğim.Gün gelicek bir saftirik kara kaşıma,kara gözüme hayran olacak,hayatının en büyük hatasını yapacak.Ekonomik olarak durumum çok iyi olacak.Otellerde kürkleriyle denizlere giren kadınlar gibi olacağım.Kendime de zengin piçi yapacağım.Türk filmlerindeki varoş mahallelerdeki çocuklara hava atacak,götü kalktığı için yumruk manyağı olacak zaar.
Triplex,yat,villa derken çok sevdiğim,telaffuz ederken midemde kelebekler uçuşmasını sağlayan duşakabin yaptıracağım.En güzel günlerimi duşakabinde gerçekleştireceğim.

Sıcak,ılıman kuşaklı tatil bölgesine gittiğimiz zaman akşamları biricik eşimle denizde gezerken aniden ortalığa gitarımı çıkartıp,repertuarımdan eksik etmediğim ''akdeniz akşamları'' şarkısını çalamayacağım.Popüler bilim konularını takip ettiğim için önceden evren-uzay konularına çalışıp biricik eşime yıldızları anlatacağım.Seksi doğup seksi sölen kız kaldırmak için sahile gelen lavuklardan biri  akdeniz akşamlarını çalacak.İçinde bulunduğum ortamı orman olarak kabul edersek gitar çalan lavuk dişisini etkileyecek ama benim elim armut topladığı için ancak yıldızları anlatan pısırık olacağım.

Düğün fotoğrafımızın arkasındaki fonda ne miami,florida ne de bahamalar olacak.Ova,yayla ya da dağ manzarası olacak ve natüralliği,popülerliği ve herkesten farklı olmanın verdiği duyguyu hısım akrabalarımıza göstereceğiz ve onlar belirli bir sosokültürel düzeye gelmedikleri için burun kıvıracaklar.Küçük çaplı hava atma işimiz suya düşmüş olacak.

Doğacak çocuğum benim genlerimi taşıyacağı için hayata 1-0 yenik başlayacak.Benim yaşadıklarımı,tecrübelerimi,deneyimlerimi,acılarımı yaşayacak.Ha olurda yakışıklı değil ama sempatik genleri annesinden gelen güzel genler tarafından yok edilirse hayatında bol kızlı günler onu bekliyor olacak.

Pop'un Kralına

1

Yafta , , , , , , , ,

Bir kuşağı etkileyen,herkesin beyaz çorap,kundura ve siyah takım elbisenin içine balıkçı boğazı kazağı giydirmeyi sağlayan popun kralı.Televizyonlarda ilk kez gösterildiğinde dansını izlemek ve küçükte olsa hareketini yapmak benim için onurdu.Mahalledeki arkadaşlarla hareketini yapmaya çalışır,uzun süren çabalarımız sonucunda pes ederek,hareketlerini ona verirdik.Yapabildiğimiz tek hareket ay yürüyüşünde arka arka yürüyerek ayak sürtme hareketiydi.Onu da spor ayakkabıyla yapamıyorduk.Babamın kunduralarını aldığım,yaz sıcağında beyaz havlu çorapla,evi darma dağan ederek bulduğum fötür şapka ve siyak takım elbiseyle çıkar sokakta hareketlerini yapmaya çalışırdım.Ay yürüyüşü yapanlar bizim mahallede saygı sahibi insanlardı.Sadece arka arkaya ayak sürtme hareketini yapanlar ayak işlerine bakıyorlardı.

Sıcağın altında tüm Michael Jackson teçhizatını topladıktan sonra,giysi olarak şovuma hazır olduğumu hissettiğimde hareketlerini yapmaya çabaladım.Yarım yamalak yaptığım hareketler,zamanla hatam ve kaleografi yanlışlarımla mahalledeki çocukları etkilemiştim.Bir nebzede olsa içlerinde Michael Jackson bırakabilmiştim.Ertesi gün mahalleden bir çocuk yüzüne ayakkabı boyasıyla siyaha boyadı ve günlerdir yapmaya çalıştığımız şeyi elimizden çalmış,odak manyağı olmuştu.

Yaşadığı sürede sansasyonlardan,sıkandallardan adı düşmeyen popun kralı,medyanın attığı her boka rağmen gözümde hep televizyonda ilk kez gördüğüm an ki saygısını korudu.Hayranları tarafından bir dönem sevilmese,nefret ve kin duygularıyla beslensede benim gözümde ay yürüyüşünün yegane ustası olarak kalıcak.Sahte ve yandan yemiş taklitleri her geçen gün piyasaya çıksada benim için tek bir Michael Jackson var...

The Overlokçu That Never Comes

1

Yafta , , , , , , , ,

Öğle güneşinin sıcaklığı balkon demirlerine işlemişti.Serinlemek için balkonlara çıkan mahalleli güneş ışınlarını hesaba katmamış ve tatil günlerini keyif yaparak geçirememişti.Dışarıda top oynayan çocukların sesleri ve topun her sekişinde çıkardığı ''pat,pat'' sesleri apartmanların boşluklarında yayılıyordu.Serinlemek için tek çaremiz bakkaldan aldığımız meyveli buz olan ve şekli şemali değişik olan  meybuz adındaki buzdu.Belirgin markaların aksine meybuz daha çok satılıyordu.Sayemizde mahalle bakkalı ve meybuz firması zengin olacaktı.Kafamı pencereden dışarı çıkarttım ve dışarıda olan bitene baktım.Tahta pencerinin alt kısmı kollarımı acıtıyor,kendi ağırlığım üstüne binince derime bıçak batmış hissini veriyordu.Hafif rüzgar esince uşuçan tül görüş mesafemi kapatıyor,sıcak yaz günlerinde tek eğlencemiz olan dışarıyı seyretmekten de mahrum kalıyordum.Apartmandaki birkaç teyzenin yünleri oklavayla vururak dövdüğünü gördüm.Çevrede ilgi çekici bir şey olmadığı için tek odak noktamız teyzelerin havada salınım yaparken çıkadığı sesti.

Mahalleye her hafta uğrayan seyyar satıcılardan bıkan yönetici seyyar satıcı ya da ona benzer kişilerin geldiğini neredeyse eğitilmiş köpekler gibi yüz metre öteden algılayabiliyordu.Apartman girişinde çayıyla tetikte bekliyor,bir işi olduğunda oğluna veya hısım akrabasına sırasını devrederek nöbetin vukuatsız geçtiğini rapor ediyordu.Apartmanızda asayiş berkemaldi.Uzaklardan megafonla duyuru yapan bir aracın sesi geliyordu.Bu sesi duyduğumda düşünmeden tüp markalarının arabaları olduğunu söyleyebilirdim ama tüp markalarının melodisine göre gelen arabanınkisi daha değişikti.


Balkondan görüş mesafeme girmesiyle gelen aracın overlokçu olduğunu anladım.Hurda bir araba,içinde aslan yelisi tarzı saçları olan bir adam ve yanında pos bıyıkları olan ona megafonla yardım eden yancısı vardı.Apartmandaki teyzeler overlokçunun melodisini duyunca pavlovun köpekleri gibi pencereden dışarı baktılar ve hemen içeri koşup,dışarı çıkmanın bir yolunu aramaya başlamışlardı.Apartman yöneticisinin diktiği nöbetçi görevinden sıkılınca sırasını kardeşine vermişti.Kardeşi görevinin ne kadar kutsal olduğunu bilmediği için bunu basit bir bekleme gibi algılamış,hiç oralı olmadan oyununa geri dönmüştü.Meydanı boş bulan overlokçu fırsattan istifade ederek elinde kozların hepsini sahaya sürüyordu.

İlk saldırısı mahalledeki teyzelerin büyük zaafı olan,duyduklarında yerlerinden fişek gibi fırlayacağı bilinç altına bir mesaj niteliğinde olan ''Hanımlar overlokçu ayağınıza geldi'' cümlesiydi.Bu cümle aynı zamanda alıcıyı harekete geçirme cümlesiydi.Cümlesinin etkisi yaklaşık iki-üç dakika sonra meyvelerini vermeye başladı.Ramazandaki ekmek sırasından fazla olan kuyruk sabırsızlanıyor ve hep birlikte mırıltılar,homurtular yükseltiyordu.Bekle ve gör yöntemini uygulayıp başarılı sonuç alan overlokçu daha fazla sabırsızlandırmadan malzemelerini çıkardı,standını kurdu.Kuyruktaki teyzeler işleri bitince hayatlarında hiç duymadıkları hazı yaşıyorlar,evlerinde kendilerini bekleyen dağ gibi kirli bulaşıkları düşünmeden dizilerine kaldıkları yerden devam ediyorlardı.

Daha önceden hayatlarında hiç overlokçu görmeyen kitle tarafından,overlokçunun dikiş yaparken yaptığı her hareket ağızlar açık izleniyordu.Overlokçu görmeyen kitle adamın dikiş yaparken her hamlesini kaçırmadan izliyor bazıları meraklı kalabalığa hava atmak için ''ben görmüştüm '' diyerek dikkatı üzerlerine çekmeye çalışıyorlardı.Meraklı kitle belgesel izlermiş gibi overlokçu gittikten sonra artı ve eksi yönlerini konuştular.Gelecek yıllarda ''dikiş nasıl yapılır '' adlı kitap yazabilir,mahalle mahalle gezebilir ve kitaplarını bestseller yapabilecek potansiyele erişmişlerdi.

Mahallede o gün rekorlar kitabına geçildi.Bir nevi bes seller manasında en çok para kazanan overlokçu olmuştu.Mahallemiz onun için bereketli hasattı.Ne tüpçü,ne sucu ne de pamuk şeker satan yanakları al al olan sempatik amca cebini overlokçu kadar dolduramamıştı.Artık overlokçu için taze ettik.Her zaman gelebileceği ve çuvallar dolusu para kazanabileceği kaynaktık.

Yazımın sonunda siz değerli ovelokçu sevenlere Metallica'nın olaylar geçerken fonda çalan müziğiyle veda ediyorum.

Ütmek Ve Üttürmek Adına Bir Yazı

1

Yafta , , , , , ,

Cikletlerden çıkan futbolcu kartlarının Alman Markı'ndan daha değerli olduğu zamanlardı.Mahalle bakkalarının önlerinde bir sürü ciklet artıklarının olduğu,bakkalında bozuk para derdine düşmediği dönemdi.Bakkala  içinde futbolcu kartı çıkan cikletlerin geldiği sağlam istihbaratlardan alınır ve geldiği gün bakkala abanılırdı.Evde anneden babadan koparılabildiği kadar harçlık tartaklıyıp tümünü bakkala sermaye yapardınız.Ayağınız alışması için bakkal kozmik rakamlarda ciklet aldığınız zaman eğer hiç birince futbolcu kartı çıkmassa teselli hediyesi olarak rafın altında size futbolcu kartı veriyordu.

Her mahallenin kendisine göre profesyonel kart oyuncuları vardı.Genlerinden gelen yetenek,her gün azimli çalışma ve şanslarının verdiği güvenle adeta yenilmezdiler.Ayrı bir havaları vardı.Kendileri dergah şeklinde çıraklarına  kartların nasıl oynanıcağına dağir püf noktaları gösterirdi.Karşısındaki kişiyi çırağıymış gibi eğitir,mahalle mesleğini bir sonraki kuşağa aktarırdı.Üttükçe üterlerdi bunlar.Kaç çocuğun eve ağlaya ağlaya gitmesine sebep olmuş ve bazılarının ailesinin ocağına incir ağacı dikmişlerdir.Mahallenin gurur tablolarıdır.

Bir mahalle futbolcu kartı fenomeni der ki : ''Kartlar benim her şeyimdir.Onlar olmadan yapamam.Sırlarımı kimseye veremem.''
Mahalleler arası yapılan turnuvalarda en öf safhalarda koşan ve mahallerinin skor bordlarının yükünü sırtlayan gizemli kahramanlardır.Kartları oynayış tarzlarından tutun,yaşam biçimleri,dünyaya bakış açısı,felsefesi mahalleli çocuklar tarafından benimsenir.Hareketleri örnek alınır.Kazandıklarındaki tavırları,havaları ve kafalarını küstahça geriye atmaları hısımlarını çılgına çevirir.

Mahalledeki bu tür arkadaşların karttan başka dünyaları yoktur.Yatar,kalkar katları düşünürler.Derslerinden çok kartlara ilgi gösterirler.Futbolcu kartı fenomeni olmadan önce silik bir tip iseler şimdi popüler ve medyatiklerdir.Hergün omuzlarda taşınmaya,göğsü kabartılmaya kadar pekçok şey onlara artı olarak döner.Birde mızıkçı tipler vardır.Kart oyunlarında iştahlı kesimin iştahının içine ederler.Kazanırsınız saymazlar.Ütersiniz bitmedi derler.Olabilecek her türlü sonuca dair bahaneleri vardı.Kısaca onlara bahane üretme mekanizması diyebiliriz.Her şeyde fitnelik yaparlar.

Şanslı çocuklar vardır.Mahallede futbolcu kartı fenomenlerini bir çırpıda yenen ve o kadar saygınlığını tavan noktasından tabana kadar düşürebilme potansiyeline sahip canlılardır.Futbolcu kartı fenomenlerin bunlardan tiskinirler.Kontrollü davranmaz,spor olsun diye kart oynarlarsa şöhretlerini bir gecede yerle bir ederler.

Mahalledeki bakkalın çocukları bu işten çok karlı çıkar.Babalarında kart atıyorum 25 kuruş ise bunlar kartları cebe indirip kara borsadan 50 kuruşa satarlar.Kendi kafalarına göre ticaret yaparlar ama ev ekonomisine büyük miktarda zararları vardır.İşi iyice büyütüp altlarına takım elbise çekip,ellerine birer bond çanta alıp mahalle mahalle gezip futbolcu kartı satarlar.İyi sermaye elde ettilermi çeşitli mahallelerde kendi taşeronlarını kurarlar.

Oyun alanı,oynadığınız oyunu ve sizin konsantrasyonunuzu önemli derecede etkiler.Herkesin alışık olduğu ortamlar ve kendilerinin yapmış olduğu totemlere göre uğurlu olduğu iddaa edilen söylentiler vardır.Kimisi kaldırımlarda şanslı iken kimisi toprak üzerinde şanslıdır.Herkesin kendisini adapte edebileceği ve kamufle olabileceği mekanlar vardır.

Son önemli husus ise kartlarınıza gözünüz gibi bakıp,yedirip içirip onların dertlerini,sıkıntılarını dinlemektir.Kendinizi onun yerine koyup ne kadar empati yaparsanız oyunda kazanma şansınız o denli artar.Oyun kartını sadece ağaçtan yapılma,renkli bir kağıt olarak görmemeli adeta onu bir uzuvunuz gibi kullanmalısınız.

Ömrümü Yedin Street Fighter

1

Yafta , , , , , ,

Hangimiz çocukluğumuzda atarinin veya büyük alışveriş merkezlerindeki dev makinalardaki sihirli oyunlara kapılmadık ki.Her hafta sonu arkadaş grubu veya ailecek gittiğimizde ilk girdiğimiz yer eğlence merkezleri oluyordu.Gitme amacımız çarpışan arabalara,silahla balon vurmak ya da dart atıp peluş oyuncak kazanma amacımız yoktu.Bizi çağıran ve ceplerimize elini atan dev makineler oluyordu.Girişlerde jetonun fix bir fiyatı vardı.Giriş jetonuna hayatımda ne kadar harcadığımı hesabını bile yapmadım.Dört işlemim bile yetmezdi.Jetonları aldıktan sonra midelerimizde kelebekler uçuşurdu.Jetonun verdiği bu his,şefkatli bir anne kucağı ya da yazılıdan herkes babayı almışken en iyi notu alıp tüm sınıfa ''nanik'' yapmanın verdiği heyecanla eş değer bile değildi.


Dev makinaların arasında binbir çeşit oyun vardı.Ben araba oyunu seviyorum diyorsan,joyistikli ve koltuk yerleştirilmiş makinaların yanına gider paşa paşa jetonunu atardın.Yok efendim ben araba yarışı sevmiyorum vahşet,kan istiyorum diyorsan atarilerdende tanıdığımız duck hunt oynarken sadık yardımcımız olan silahlı joyistiklere yöneliyordunuz.İki kategori arasında sıkışıp kalanlar yani tarafsızlar joyistik ve düğmelerin bir arada karma oluşturduğu oyunları oynarlar.

Makinaların arasında gezerken bir çocuk gördüm.Sanki son jetonuymuş gibi düğmelere abanıyorduki bir süre sonra ekranın içine gireceğini zannettim.Düğmelere aynen gavura vurur gibi vuruyordu.Sanki hasmı,düşmanıydı.Oyunu kaybedince hıncını alamadığı mazlum kalan joyistiğe bir yumruk attı ve söverek ortadan kayboldu.Cebimdeki jetonlar makinanın yanından geçerken ısınmaya başlamıştı.Bir çekim kuvveti oluşuyordu.Cebimdeki jetonlar beni makinaya gitmem için yalvarıyordu.Yemek kokusunu alan midesi aç canlılar gibi makinaya doğru yürümeye başladım.Beyni alınmış zombiler gibiydim.Makinaya gidecektim.Başka yolu yoktu.

Elimi jetonlarla dolu cebime attığımda şanslı jetonumu çektim ve oyunu başlatan mekanizmanın içine gitmek için adete çıldırıyordu.Jetonu makinaya attım.Hareketsiz ekran birden canlanmıştı.Değişik renkler ve resimler geçiyor başta sıkıcı olan oyun birden sarmaya başlıyordu.Dövüşçü karakterimi seçtikten sonra kavga için hazırdım.Önceki gözlem ve deneyimlerime göre sonum o çocuk gibi olmasını istemiyorsam bende düğmelere abanmalıydım.Oyun başladı.Birkaç hamleden sonra sürekli dayak yedim.Karşıdaki dövüşçü beni yerden yere çalıyordu.Kendimi mahalle halısı gibi hissettim.Tüm bu hissiyatı empati yaparak öğrendim.Oyun karakterim yere düşünce bende acı hissetmeye başlamıştım.O yumruk yiyince dişim sızlamaya başlamıştı.Önceki çocuktan kısa sürede mağlup olmuştum.Yenilmeye doğmayan pehlivanlar gibi er meydanına jetonumla geri döndüm.

En son omzumda bir elle dürtüldüm.Arkadaş grubum eğlence merkezlerinden çıktıklarını gelmessem arkada kalacağım söylendi.Ama ben hala çetin bir dövüşün içindeydim.Dövüşün ortasında karakterimi yalnız bırakırsa dayak yiyecekti.Bir arkadaş grubuma bir de karakterime baktım.Alışıla gelmemiş bir paradoksun içindeydim.Ya karakterimi yüz üstü bırakacaktım ya da arkadaşlığım bozulacaktı.Arkadaşlarıma ''siz gidin en iyisi ben yetişirim size '' diyerekten oyunumun en civcivli bölümüne yeniden döndüm.Birkaç yumruktan sonra nakavt olmuştum.Jetonum bittiği için oyunun başından beri benim yönetimimde olan yumruklarıyla er meydanını kasıp kavuran vefakar kahramanı siyah ekranın içinde kaybolmuştu.