Duman Canavarı

0

Yafta , , , ,

Heyecanlıyım.İlk maçına çıkan,takımına yeni transfer olmuş,adaptasyon sorunu çeken genç futbolcular gibi ayağımıza dar alanlarda pas gelmemesi için geri çekiliyor pozisyonu arkalardan izliyoruz.Terleyen fanilam,koltuk altımı oyununa dahil ederek hediyesi olan kötü kokuyu sunuyor.Alnımdan dökülen sicim terleri,son sürat ilerleyen arabalar misali rotası olan gözlerime doğru ilerliyor.Vaat edilen hedefe gelmeden önce siyah kaşlarıma uğruyor.Elimin tersiyle alnımdan boşalan terleri siliyorum.

Tam bitti derken bu sefer burnum ataklara başlıyor.Ter bezlerim hiç olmadığı kadar faliyete geçiyor.Faal bir terleme sorunu ile karşı karşıyayım.Böbrek üstü bezlerimin anormal çalışmasıyla idrar yollarım,üreyi atmak için hep birlikte çıkışa doğru itekliyor.Stratejik tuvalet yapma yeri arıyorum.Binaların arkasına yapıp,işaretimi bırakabilirim.Çalıkların bitişiğinde olan sarı binanın arkasına sinsice yaklaşıp,tekbir getirdikten sonra salıyorum.

Temkinlice şortumu bağların ilikledikten sonra,arkamda oluşabilecek tehliklere karşı göz gezdiriyorum.Mermerlerdeki ayak sesleri bulunduğum noktaya doğru ilerliyor.Boğazım düğümleniyor.Yutkunuyorum.Birkaç sene veya ondan daha kısa süreli zaman dilimlerinde gelen,göçmen kuşların dünyayla bağlantısını sağlayan televizyon uydusunun arkasına geçiyorum.Ebat olarak küçük olduğum için,ayaklarım gözüküyor.Çanak antenin arkasında alt dudağımı dişlerimle birleştirip,var gücümle ısırıyorum,hafiften tırsıyorum.Aralarda kafamı sağa-sola çevirip tehlikenin koordinatlarını alarak,saklanma sınırımın içine girip,girmediğine bakıyorum.Tehlike geçtikten sonra ağır adımlarla binanın arkasından çıkıp,buluşucağımız noktaya ilerliyorum.

Mahalle bakkalından alınmış,miladını dolduran,serseri bir ayağın abanmasıyla sivri tellerde biran önce patlamayı bekleyen dünden razı kames topla koltuğumun altında geliyorum.Mahalleden arkadaşlarım,benim gibi teçhizatlı gelmemiş,ağızlarında bakla varmış gibi mırım kırım ediyor,önceden yaptıkları planın içine sıçan biriymişim gibi davranıyorlardı.

Benden ayrı karşı kaldırıma oturmuşlar,yerdeki taşlarla oynayıp,içlerindeki sıkıntıyı taşlarla rehabilite edeceklerini zannediyorlardı.Sonu gelmeyen sessizlik,sonunda sinir kat sayımın artmasına sebep oldu.Topu emniyete alıp yanlarına geldim.Misafirperver,ev sahipleri gibi kapıyı güler yüzle açıp ikram cennetine gidiş-dönüş bileti vermediler.Kaymalarını söylediğimde,kimse oralı olmadı.Kıçımla Bahadır'ı itince,zincirleme reaksiyona uğrumış katı arkadaşlar,birbirlerini öteleme hareketi yaptılar.

Öteleme hareketleri sonucunda sürtünmenin etkisiyle,çakıl taşları tarafından yıpranan şortlarında Newton Amca'nın yarıkları kaldı.Nuh diyor peygamber demiyorlardı.Yanlarına oturup,negatif enerjilerini çekmeye çalıştım.Uğraştım.Olmadı.Birinin sessizliği bozması gerekirdi.''Ne oldu lan size ? '' diyerek gürledim.
Dış dünyayla bağlantılarını koparan bireyler,kaba kuvvetten anladıkları için algıları eski haline geldi.Konuşmasında çakıl taşından yardım almak isteyen Bahadır,taşı avucunda sallayıp söze başladı.''Umut,aslında biz bugün seninle oynamıcaz.Bizim başka planlarımız var.Hesapta yokken,sen çıka geldin.'' diyerek dış kapı mandalı olduğumu dobra bir şekilde,yüzüme vurdu.''Ne planınız var lan ? Sanki holding sahibisiniz.Çok yoğun insanlarsınız.Bulunduğunuz yerde de yapacağınız aktiviteler kısıtlı.'' diyerek açıklama yaptım.

Yarım ağızla konuşan Efe,suskunluğunu bozan ikinci kişi oldu.Bahadır'a set kurmak için lafı geveledi.''Umut,sen bilmiyorsun.Bugün ilaçlama arabası gelicek.Peşinden koşucaz.Aylık oynamak çok sıkıcı.Bıkmadın mı anne olmaktan.'' diyerek spor müsabaklarında olan beceriksizliğimi yansıttı.Kafamı hışımla Efe'ye çevirip,avuçlarımı var gücümle sıktım.Suratım pancar halini almış,nabzım hızlanmış ve yüreğim ceylan gibi atmaya başlamıştı.''Top benim lan.Ben olmasam,küçük dünyanızda tek eğlenceniz ilaçlama arabası olucak.En azından,alternatif oyun önerilerim var.


Hem ilaçlama arabasının peşinden koşup,ölüm fermanınızı mı imzalayacaksınız ?'' sorusunu yönelttim.Gerilimin hızla tırmandığı dakikalarda suskunluğunu bozan üçüncü kişi,Mustafa oldu.Veriler ve analizlerle konuşmasını örneklendirdi ve yaptığı araştırmalar sonucunda,böcek ilacı sıkan arabanın arkasında koşan insanların ölmediği istatisğini yüzdeye vurarak hesapladı.Sik gibi ortada kalmamak için,aptal oyuna katıldım.Kames topu,binanın arkasındaki çanağın arkasına zulaladım.Avını pusuya yatıran,aç hayvanlar misali böcek ilaçlama arabasını köşede bekliyorduk.''Vuvuvuvu'' sesleri büyük siyah borusundan çıkıyor,ağzından bırakılan ilaçlı beyaz dumanlar kirli ve soğuk sokak betonlarını arındırıyordu.

Araba köşeden dönünce peşinden koşmaya başladık.Kulvarlarından,silah sesiyle ayrılan atletler gibi koşuyorduk.Saklandığımız yerden ayrılınca,bizimle birlikte koşan binlerce çocuğu gördük.Kendi aramızda geçen koşu,mahalle maratonuna dönmüştü.Kendimize ait olduğunu sandığımız aptalca oyun,başka kişiler tarafından da benimsenmişti.Beyaz dumanın arkasından koşuyor,arabanın kıçına yaklaşmak için tabanları yağlıyorduk.Yüzlerce çocuk,hiçbir kriter beklemeden,alacağı hediye olmadan,ne yaptığını bilmeden beyaz dumanı takip ediyordu.Ön sahfalarda dumanın etkisiyle kendini kaptırıp,ilaçlı dumanı içine çeken kendini aşmış angutlar vardı.Araba döndükçe,bizde dönüyorduk.Ne kadar koştuğumuzu hatırlamıyorum.Mental olarak ayıktık.Adalelerimde ve ayaklarımda birikmiş laktik asitler son kulvarlara doğru hıyanet etti.Duman canavarının arkasında koşma oyununda yarıda kalıp,nefesim tükendi.

Önde koşturan Bahadır,Efe ve Mustafa'ya gitmeleri işaretini yaparak devam etmelerini tembihledim.Saçım böcek ilacı kokuyordu.Tişörtümde beter haldeydi.Gününü kahve ve kıraathanelerde geçiren,zaman öldürme ustalarının üstlerine sinen,sigarayla yaptıkları küçük kaçamakların lekelerinden vardı.Binanın arkasındaki uydu çanağına gidip,emektar ve vefakar topumu aradım.

Biri sinsice topumu araklamıştı.Son kez mahalle semalarında tur yapan böcek ilaçlama arabasına baktım,birkaç saat önce dışladığım,terk ettiğim kames topumun eski bulunduğu yere bakıp ikisi arasında çetin mücadeleler sonucunda kararımı verdim.Böcek ilaçlama arabasına koşup,diğerlerine yetişmeye çalışıyordum.

Uzun Lafın Kısası #3 (Gaptan Tatilde Editeyşın)

1

Yafta , , , , , , ,

Denizin tuzlu sularından etkilenerek buruş buruş olmuş ellerim,balta girmemiş ormanı andıran yapış yapış saçlarım ve güneş görmeyen yerimin hiçbir zaman kurumamsıyla;tatilci profili çiziyorum.Before-After olarak bronzlaşma resimlerimi koyup,arasındaki yedi farkı sizlerden istiycem.

İyice tuzlu hıyara döndüm.

Gaptan,cebinde olan üç kuruşluk parayla Kripton'a gidememiş,sıla hasreti burnunda tütmektedir.Anasının yaptığı goralılar,tadı damağında kalmış izbe ve köhne yerde kuru kuruya karnını doyurmaktadır.Ellere gitmiştir gaptan.Sahilde akdeniz akşamlarını çalıp,romantik ambiyans oluşturacak kadar ne karizması ne de nota bilgisi vardır.

Kendini avutmak için,kumsalda petrol çıkarma ritüellerine başlar.


*Gece gece buzdolabını açtığımda,pandayla göz göze gelsem,gözünün yaşına bakmaz ikametgah ettiği her gün için kira parası alırım.

*Küçük emrah ta eşek bahtı oldukça,amerikada da olsa zenciler mıknatıs misali annesini bulup,mısırını yerler.

*Otobüs yolculuğundan önce çişe gitme paradoksu,insanı süründürür.

*Kumsalda,hobi olarak kırmızı taytıyla,üzerinde pazardan aldığı göğüs dekolteli vahşi cazibesinin ana maddesi olan döş kıllarını hedefe doğrutan hıyar değilseniz,tek eksiğiniz yılmaz morgül baklava kasları ve leopar desenli slip don.

Amele yanığı,tatilcinin güneşle yaptığı tatlı kaçamaktır.

*A4 kağıt verir dı sikennır.

*Sarışın kızın kolundaki kıllar,güneşle dans eder.

*Kumsalda malak misali yatan miskin insanlara,nispet yaparcasına güvenli bölgeyi geçip kulaç canavarı olan tuzlu hıyarı sonraki gün muz üstünde kızlarla görürsün.

Ağlama oskarı gos to...tayyeap.şak şak şak.level ap the referandum oys.

*Geyşalık gelince,erkeğinin parmak aralarından çamaşır suyu içen kadın ruhu kayboldu.hepsi gavurların yüzünden.

*Fotoğraf albümleri arasında zengin piçi oktay müsfetlisi ''summer xxx'' ad türevlerinden oluşan,sahilde petrol çıkartırken veya before-after karşılaştırılmalı ütopik resimlerdir.diğer öksüz,yetimler misali boyunları bükük yorum kırıntısı beklerler.

Absürdistan (+31)

2

Yafta , , , , , , ,

Aur beys is apaçi alert.
İnsan hayatta her şeye karşı hazırlıklı olmalı.
Apaçi spotted.

Bir Günün Hikayesi

0

Yafta , , , , ,

Gıcırdayan otobüs kapıları ardına kadar açılıyor.Pos bıyıkları altında binlerce düşünce güden şoför,yolcu kalabalığına bakıp,hızlı davranmalarını işaret edermiş gibi dakikalık periyotlarla ayağını gaz pedalından çekip,insan denizini daha da dalgalandırıp,gelgitlerini arttırıyor.Ortama gereğinden fazla olan gerilimi yaşatıyor.Tüyleri diken diken olan yolcular,aceleyle adımlarını atıp,yerlerini almak için sicim terleri döküyor.Paradan sorumlu,otobüsün devlet bakanı her zamanki koltuğunda oturmuş,sıkkın,bıkkın ve biçare pembe panjurlu hayallerine dalmış,sığ sularda kulaç atıyor.Aortları içine çökmüş,melüm melüm gözlerle teker teker otobüse binen yolcuları izliyor ve para döngüsünün ana dişlisinin çarklarını hareket ettiriyor.Boş olan yerler parsellendikten sonra,muavin el işaretiyle kaptana onay verip,yoluna devam etmesini istiyor.

Ön safhalarda ileliyorum.Elim karıncalanmış.Yüzümde tazeliğini koruyan sinir ve endişe sentezleniyor.Sıkıntı yanaklarımı şişirmiş ve beden dilim tavana vurmuş.İnsan denizini,ileriye doğru hedef aldığım kafam ve gövdemle yarıyor,arkada kalan sevgilime göz atıyorum.Şampuan reklamlarındaki gibi saçlarını sırtına atıp,tıkış tıkış olan göt kadar otobüste ''pardon'' diyerek giderek düşen,ayaklar altına alınan insanlık seviyesini kurtarmak için nezaketen yardım istiyor.Önüne barikat olan hıyarlar,koyu sohbetine devam ediyor.Otobüsün baş kısmında olan dalgalanma sonucu,ayakta olan ahali öteleme hareketi yaparak,dar olan sınırı iyice küçültüyor.Meksika dalgası ayakta olan yolcular arasında elektriklenerek yayılıyor.Fiziksel olarak,otobüs ahalisinden ufak tefek olanlar durumdan hoşnut kalmayarak,çemkirmeye başlıyor.Fitilin ucunu ateşleyen duyarlı kalabalık,otobüs şoförünün,burada ben kuralları koyarım tavrıyla;monarşi sisteminde ezilen köylüler misali susarak,kolonileşmeye başlıyor.Sırt çantasından tanıdığım sevgilimi işaret parmağımla dokunarak ürkütüyorum.Beklemediği için,tepesi atan çatacak yer arayan bunamış teyzeler gibi patlamaya hazır düdüklü tencere gibi bakıyor.Önünde beni görünce,rahatlıyor ve omuzlarımda soğuyan,baskıdan ötürü nabzı hızlanan damalarlarını cildimde hissediyorum.Arka taraflara ilerleyerek,kümese dönmeyen temiz yerler buluyoruz.Parsellenmemiş boş koltuk bulup,hemen çöküyoruz.


Ayakta olanların çilesi henüz bitmemiş,aralarında bazıları müzakereye giderek,içgüdüsel olarak otobüsün dolduğuna inanmayan,nicelik anlayışı bizimkisinden farklı olan şoförü ikna edip rahatlıyor.Açılmayan camı,otobüsün kaslı,yakışıklı delikanlısının tek el hareketiyle açmasıyla kaldığı yerden devam eden sinerji,soluk kesmeden emin adımlarla otübüsün kirli koridorundan savrularak burunlarımıza işliyor.Havanın sert esmesiyle az olan saçlarım dalgalanmak istiyor.Kendisini rüzgarın şefkatli ellerine bırakıp,tüy gibi hafif olmayı istiyor ama bu isteğe karşı tezatlık oluşturan saç diplerim aralarında çetin mücadeleler veriyor.Kısa süre sonrasında laktik asit birikmesiyle yorgun,bithap düşen sevgilim omzuma yatıp romantik filmlerin izbe ve köhne mekanlarda da yaşanılabileceğini anımsatıyor.Yanaklarındaki tatlı tebessüm,cebinde anahtarlığın çıkardığı sesle yeni oluşan huzura çomak sokan,ıvır zıvırı eksik olmayan amcayla yerini ekşimiş surata bırakıyor.

Toplum olarak,hayatında böyle sahnelere tanık olmayan ahali,anne tespitinden öteye gidemeyerek kulaktan kulağa fısıldaşıp kendi çaplarında bizi kınıyor.Değerli farklı olduğu için fal taşı gibi açılan gözleri,üst dudak buselerinin hafifçe havaya kalkıp titremesi,kınama ritüelinin sonu oluyor.Konforsuz ve alışılmadık yolculuğumuzun kurtarıcısı,tepe ''inecek'' yazan neon ışıkla yapılandırılmış renkli tabela oluyor.Kalabalık arasında kendimizi kamufle edip,aralarına karışıyoruz.Adımlarımızı ritimsel ezgilerle atıyor,mırıldanmalar ve homurtular müziğimizin bir parçası oluyor.Yan sanayi olarak otobüs egzosu orkestranın şefi oluyor.Mutlu yolculuğumuzda (!) gondoluyla vaat edilen istikametine taşıyan otobüsü,selamlayıp tüm içtenlikle el hareketimizi yapıyoruz.

Olmasın

0

Yafta , , , , ,

Kült değerler ve değişmeyen fikirler üzerinde,cambaz olarak elimizde dengemizi sağlayacak herhangi bir nesne bulundurmadan,sıraat köprüsü misali sicim terleri döküyoruz.Kuşaktan,kuşağa geçen,kalıplaşmış ve beyinlere nüfuz etmiş,düşünme mekanizmasının bel kemiği olmuş kavramlar,söz öbekleri vs...

Bazıları gelenek,görenek,örf ve adetlerin getirdiği biçimlenme tarzından kaynaklanabilir.Yeri gelir,kişisel gelişimimizde çevremizin kaynak olmasıyla,taze dökülen çimento harcı olan biz,işittiğimiz her kelimeyi çimentoya düşürerek izler bırakıyoruz.

*Radyolarında en sevdiği sanatçı serenat yaparken,beş çaylarını ve orta şekerli kahvelerini yudumlarken,pembe düşüncelere yelken açan,fırsatlar ülkesine gidiş-dönüş bileti alan kişi,''pembe panjurlu ev'' hayalinden vazgeçsin.

*Canım,cicim aylarına kapılıp,batılılaşma çabaları içerisinde dişli çarkı görevi gören gavur özentisi sevgili kınasını ''Roma,Paris'' değil de,senelerden beri mazlum kalmış,evlilik,istikbal gibi hassas konuların döndüğü sohbetlerde garipsenmiş,beğenilmeyen ülkelere gidilsin.Zimbave.

*Gazeteciliğe yeni soluk getiren,sür manşetleriyle şaşkına uğratan,''bir gecede voleyi vurdu'' ''milyarder oldu'' gibi haber başlıkları,üçüncü sayfa haberlerini süslemesin.

*Artık,kaderi belirleyen sınavlarda birinci olup,dereceye giren parlak öğrenci,birinci olduğu haberini;Bodrum'da muz üztündeyken veya plajda bayanların sırtına güneş kremi sürerken öğrensin.

*Yurdum insanı manzaralarından,gittiğe yer her neresi olursa olsun,ben burdayım diye bağıran davranışlara girilmesin.Uçaktan,bizim ev gözüküyor mu ? Alt segmenti olarak,Google Earth'te emsalsizce dünyayı dolaşıp,bizim evi görebilir miyiz ? Hissiyatı son bulsun.

*Sınıflardaki inek kızlar Helvacıoğlu flütü,yılların ustası gibi gıpta edici soluklarla,engin nota bilgisiyle çalarak,sınıfın en iyi notunu alıp diğerlerine nispet yapmasın.

*Özellikle macera filmlerinde görülen,film boyunca civcivli sahnelerle süslenmiş,izleyicinin kanına donduran sahneler varken,araya yaşlandıran;örneğin erkek ve bayan karakter,canavarın soluğunu enselerinde hissetmektedir.Koşarken,senaryo yüzlerine bakar ve yerde elini atmışçasına tünel bulurlar.
Erkek:Hadi ! İpek,çabuk tünele gir.
Bayan:Mahmut,benim sana söylemem gereken bir şey var.
Erkek:İpek,şimdi sırası değil.Diken üstü durumdayız.Sen hala diyalog kurmak istiyorsun.
Bayan:Ama çok önemli
Uzunca bakışmalar...

*Korku filmlerinin olmazsa olmaz öğesi,esas oğlanların şükredeceği şişman ve her işe burnunu sokup hıyar olan,meraklı karakter.Evin en ucra köşesinde,kimseden habersiz yıllardır kullanılmayan odaya yönelmesin.

*Mahalle maçlarında,kalecilerin diktiği degaj dan gol olursa,kabul edilsin.Mümkünse,maç boyunca kıçından nefes alan,ameleye dönen,takımı sırtında taşıyan,hakkı yenilen,gariban kaleci omuzlarda taşınsın.

*Mitoz bölünme yaşayan,mahalle maçları kavramlarından ''kaleci/oyuncu'' ikilemi kalksın.Kalecilere çifte standart hakkı tanılmasın.

*''Onların da selamı var'' denilerek,kendisini olmayacağı sempatikliğe ve hoş görüye sokan,çaktırmadan yalan söyleyen,gecenin adamı olan misafir dobra olsun.Bir kere de yalan söylesin.

Senelerin Hıncını Çıkartmak(El Hareketi İçerir)

2

Yafta , , , , , , , ,

Pür dikkat kesilerek,dört gözle sevgili kahramanız mario nun nazını çekerek,yalçın kayalar gibi sert sarp,engin yollardan,bileği bükülemeyen bilmem kaç tane cengaverin mezarı olmuş,efsanelere konu olan fenomen yaratıkları bir el hareketiyle datalarına ayırdık.

Yeri geldi,şerefsiz oyun vaat ettiği prensesi başka bir yerde olduğunu,yanlış istikamette olduğumuzu bildirdi.Sadist.Tuğlaların üzerinde paytak ayakları ve piskelleşmiş efsane bıyığıyla saftirik mario,onun kadar ekran başında tuş kombinasyonu yapmaktan elleri su toplamış,nasırlaşmış körpe beyinlere meze oldu.

Çocuktuk.Anlayamadık.Tabi ki insana koyuyor böyle davranışlar.O kadar yol teperek gel,yaman engelleri aş,canın pahasına ateş toplarından kaç,ayağının tozuyla prensesi güçlü pazularınla göklere kaldırıp,romantik ritüellere başlayacakken şevkin kırılsın.

Yakışmadı.

Ayrılık(Romantik Ambiyans Oluşturamayan Adamın Dramı)

4

Yafta , , , , , , ,

Son derece mutluyduk.Keyfimize diyecek yoktu.Orta şekerli kahvemiz saatini şaşmıyordu.Tüm bu mutluluk kombinasyonları içerisinde güle oynaya eğlencemize devam ediyor,dozajı arttırarak mutluluk hormanlarını çifte telliye kaldırıyorduk.Yüz kaslarımızdaki ani gevşemeler,anlamsız gülüşmeler ve karın kaslarının fazla kasılmasıyla oluşan,en ufak gülme kırıntısında kollarımızı belimizin iki yanına tutup acısa bile diken üstü gülmeye devam ettiğimiz,pembe panjurlu anılar.Kuşların hiç olmadığı kadar geveze ve güneşinde içi içine sığmadığı,tüm ihtişamını kadim dostu dağlardan izlerini alarak,kaynağa doğru yöneldiği vakit.Doğayı mutluluk sarhoşluğumuzdaki çembere dahil ediyor,doğa anayı kıskandıracak manzaralara yelken açıyorduk.Uçsuz bucaksız kaynak niteliğindeki mutluluğumuzun dümeninin başında kuşlar,arkamızda güneş ve eksik olmayan kahkahalar misafirimiz oldu.

Yeşil çimenler arasında cesurca ilerliyor,adımlarımız su içinde dirence karşı koyan yalın ayaklar gibi ağır ve yavaş ilerliyordu.Aynı doğrultuda,sapmadan yollarına devam eden iki sevgi fıçısı,kendilerinden o kadar geçmiş,benliklerinden hiç olmadığı kadar sıyrılmışlardıki;doğanın engin kayalıklar gibi sert koşullarına göğüs gererek,cahil cesaretiyle yalın ayak koşuşturmaya başladılar.Börtü böceğe aldırmadan,kendilerini bekleyen hazin sona bir adım daha yaklaşıyor,bilinmeyene doğru kürek çekiyorlardı.Yeşil çimenlerin arasında ceylanlar gibi gezerken,yüreklerindeki çarpıntı richter ölçeğinin endişeli verilerinde dans ediyor,fazlasıyla çarpıyordu.Nihayet yoruldular ve tepede yalnız ikametgah eden,bunaltıcı sıcaklarda yolcuların bellediği durak,gölgelerin altında soluklanmak için biçilmiş kaftan,mavi gök yüzündeki bulutları en iyi izlenilen miskinlik bayırı,tutunacak bir dal...

Harcadıkları efor,vücutları tarafından belli ediliyor,sırtlarından ve alınlarından dökülen sicim terleri,dur durak bilmeyen iki apansız yolcunun tuzu,biberi oluyordu.Sırtlarını soğuk,dayanıklı ve konforsuz çınarın gövdesine dayadılar ve bulutların yapraklar gibi ordan oraya dağılışını,gözlerini kırpmadan izlediler.Mavi gök yüzünde pusulasını arayan bulutlar,bazı telaş içinde hızlı bazıları vurdumduymaz burnunun dikine giden yaramaz bir çocuk.Beyaz bulutların,usta aşçı gökyüzünün yemek kalıplarıyla aldığı şekilleri izliyor,arada ıslak taneleri dökülüyordu.Erkek,sırtının terinin kuruması sonucunda tir tir titreyen kadını,güç kollarıyla sarmaladı ve vücut sıcaklığı soğuğa karşı kalkan oldu.Arada bir dudaklarına ve yanaklarına buseler konduruyor,romantik filmlerin vazgeçilmez sahnesini gözlerinin önünde sergiliyordu.

Olayın gelişme bölümü,yukarıda anlattığım hadisedeki gibi büyük çalkantılarla,kaderin kendi eliyle yaptığı aşk tünelinde yolcu olan iki çiftin,gondollarının doğanın yardımıyla keyifli ve iyiliklerle süslenmiş aşk şölenine fersah fersah ilerlediği,adamın sevgilisini öpmesiyle biten mutlu sonlu filmler gibi noktalanmadı.Sevgilimle ağacın altındaydım.Yeşil çimenlerin arasında özgür atlar misali dart nala adalelerimiz şişene kadar koşturduk.Arada bir boğazıma yapışıp,aşk oyunumuzun içine çomak sokan,istikbalimi ve geleceğime barikat kuran nankör böcekleri öldürmem zaman aldı.Evet yalın ayak koşmuştuk.Ayağımızın kesilmesi,burkulması,acil bir önlem alınacak kazayı düşünmeden aşkın büyüsüne - dağa doğrusu sevgilimle öpüşmek için en doğru zaman - kapılmış,gözleri kara mücahitlere dönüşmüştük.Çimenlerin arasından,bitiş noktası olan tepedeki vaat edilen aşk yolculuğumuzun son durağı, çınara gelene kadar küfretmiş,ısırgan otları ve böceklerin mütekare antlaşmasıyla beni gafil avlamasının verdiği reaksiyon olan kollarımın kaşınması ve sürekli böcek bulma ihtimaline karşı taarruzda beklediğim götümden nefes aldığım dakikaları geride bırakmıştım.Sevgilim kendini oyuna o kadar kaptırmıştıki,küçüklüğümüzde bize devamı anlatılmayan ''tavşan ile kaplumbağa '' masalındaki tavşan misali,gerile gerile ağacın altında bekliyor,artistlik taslayarak geç kaldığım için utanmamı bekliyordu.Yolculuğumun dert ortağı ayaklarım ve ciğerlerime söz geçirmek için,ağacın yanında soluklandım.İnci inci terler yorgunluktan harap düşmüş vücudumun her yerinden pınar misali akıyordu.

Tam romantik ambiyans oluşturduk derken,koltuk altlarımda beliren ışık hızından daha hızlı yayılan,temas ettiği yüzeylerde ölümcül etkiler bırakan ter kokusu,sevgililerinde buluşmada korkulu rüyaları olan angut erkekler gibi başıma gelmişti.Hafiften turşu kokan tişörtümü önemsemeyip,sevgilimi yamacıma çektim.Güçlü pazularımla sarıp sarmaladım.Sarmalama işlemim saniyeler sürmüştü.Tiksindirici kokuyu alan sevgilim,iğrenmiş ve kollarımla sardığım yapay mağaradan güçlükle kendisini atabilmişti.Elini burnuna götürüp,deliklerini kapatınca,koltuk altın kokuyorun evrensel sembolü zorda kalınca makina misali işleyen beynime,kıvılcım çakmış ilk firesini vermişti.Yakınlarda su kaynağı aradım.Amazonda gezinen,kırk yıllık kampçılar gibi olmayan keskin aletimi çıkartmış,boyumu aşan devasa yaprakların arasında kaderimi değiştirecek doğa harikasını arıyordum.Gölete gelince tişörtümü çıkardım.Koltuk altlarıma su serpip,sevgilime geçici bağışıklık kazandıracak ama ilişkimizi az da olsa kurtaracak yönteme güvendim.Tedavisi koltuk altlarım kuruyana kadar sürsede,kısa sürelik zaman zarfında istediğimi alacaktım.Kararlıydım.Gelmişken hacetimi de gideriyim dedim ve bana en büyük kazığı atmış yeşilliklere kendi vücudumun hazırladığı sıvıyla karşılık verdim.Ağacın yanına geldim.Sevgilim ''gıhgıhgıhgıh'' gülüyordu.


''Ne oldu ? Niye gülüyorsun ? '' dedim.
İşaret parmağıyla kıllı göğsümü işaret ederek,''Tişörtünü mü kaybettin ? '' dedi.
Her şeyden habersiz,bi haber kendime baktım.Hakikaten tişörtümü kaybetmiştim.Şerefsiz doğa,uzatmada rövanşı kazanmıştı.Kollarımı iki yana açıp peluş ayıcıklar gibi paytak paytak sevgilimin yanına gittim.
Kalkıp benden uzaklaşmaya başladı.Gözleri kısık ve kollarını bana doğru hedef alarak ''Ne olur gelme Umut.Ben eve gidiyorum.Sözde ''çok romantik olacak '' diyordun.Ancak,yol kenarlarında veya yeşillik alanlarında mangal sevdalısı krolar gibi atletinle geziyorsun.Kusura bakma ama benim zamanım yok.Sana güle güle '' diyerek dilime pelesenk olmuş iki cümleyi boğazıma doladı.
Çekip giderken,galip olan doğa tüm dünyaya mağlup olduğumu ulaklarıyla yetiştiriyor,düşenede bir tekme misali havayı soğutarak,yağmur yağdırma kıvamına getiriyordu.Çimenlerin arasında atletiyle,koltuk altı kokan,yüz üstü bırakılmış adam haline ağlıyordu.